Yazı Detayı
28 Temmuz 2020 - Salı 15:45 Bu yazı 246 kez okundu
 
Ayasofya’nın Söyledikleri
ABDURRAHMAN AKSU
 
 

                                                       Ayasofya’nın Söyledikleri

 

            Her dönemin tartışma konusu Ayasofya ! Müze olarak kalsın,camii olsun  ya da kiliseye dönüştürülsün fikrileri seslendirilirken,Danıştay kararıyla cami olarak yeniden Ayasofya Camii adını aldı.Fakat bu sefer tartışmaların boyutu değişti,bir taraftan “şükür nidaları” duyarken,bir taraftan da “peki ya Avrupa’da ki camilerimiz kiliseye çevrilirse,İsrail Mescid-i Aksa’yı ilhak ederse(daha ne yapabilirdi?) “ gibi düşüncelere kulak verdik.Dünya’dan da çeşitli tepkiler ve açıklamaların geldiği,hatta Yunanistan’ın yas ilan etmeye kadar götürdüğü meselenin ışığında,geçenlerde Cuma namazı Ayasofya Cami’sinde eda edildi.Haftanın manşetini ise,Sağlık Bakanımız “ önce tedbir,sonra tekbir;hayırlı cumalar “ diyerek attı.

 

 

            Bu tartışmalar hakkında yorum yapmayacağım. Fakat Ayasofya’nın cami olması üzerinden,ecdadımıza yapılan eleştirileri kabul etmek mümkün değil.Bu yorumlarda ecdadımıza haksızlık yapıldığı düşünmekteyim.Çünkü Ayasofya 1934’te müze olduktan sonra,mozaik ve süslemelerin yeniden açıldığında herhangi tahribatın yapılmadığı,korunması için özenle kireçle kapatıldığı görülmüştür.Ayrıca Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethi sonrası Ayasofya’nın harap hali,Mimar Sinan gibi usta ellerle nasıl tamirat gördüğü bütün tarihçilerin ortak kanısı.

 

            Ayasofya’nın açılışı döneminde,Türk Edebiyat tarihinin büyük şairi ve güçlü hatibi Necip Fazıl Kısakürek’in 1965 yılında verdiği Ayasofya Konferansı en popüler paylaşımlar arasında yerini aldı.Paylaşımlarda daha çok Ayasofya’nın önüne geçilmez bir sel tarafından açılacağı sözleri ile son bulan kısmı dikkatleri çekerken,asıl kısmın kaçırıldığını düşüyorum.Asıl kısım şairin deyişi ile “Kanunî devrinde teşekkül eden büyük ahenk tablosunun unsurları, Ebussuud gibi şeyhülislâm, Sokullu gibi sadrazam, Baki gibi şair, Sinan gibi mimar ve Barbaros gibi amiral, sadece ve sadece Fatih'in, hareket noktasına bu mili yerleştirdiği kıskaç yüzü suyu hürmetine yetişmiş büyükler...” . Buradan hareketle diyebiliyorum ki; Sinan gibi mimara, Ebussuud gibi aile,Sokullu gibi bürokratlara,Baki gibi usta kalemlere,Barbaros gibi Akdeniz’i pusulasına hapsetmiş Amirallere sahip olduğumuz,ruh içinde mekan olan Ayasofya gerçek manasına ulaşacaktır.

 

            Bu süreçte bütün dünyadan tepki gelirken,en şiddetlisi Yunanistan’dan geldi.Ülkemizden de çeşitli cevaplar duyduk/okuduk.Yunanistan’a bakarak kendimizi sorgulamalıyız diye düşünüyorum! Çünkü,sadece Yunanistan’da 329 mimari yapı,Kilise’ye,Çan Kulesine,Kafeteryaya dönüştürüldü veya atıl durumda bırakıldı. Peki, biz bu durum karşısında ses çıkartmayı bırakın, acaba haberimiz bile oldu mu? 329 yapının acaba 2 tanesini sayabilir miyiz? Bu noktayı çok ince muhasebe etmeliyiz. Zira Ayasofya Konferansının mimarı Necip Fazıl bir manzumesinde de şöyle diyor;

 

“Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın;

 

Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!..”

 

 

Abdurrahman Aksu

E-posta: abdrrhmn.aksu@gmail.com

 
Etiketler: Ayasofya’nın, Söyledikleri,
Yorumlar
Haber Yazılımı